Haberler:

www.pcler.net

İletileri Göster

Bu özellik size üyenin attığı tüm iletileri gösterme olanağı sağlayacaktır . Not sadece size izin verilen bölümlerdeki iletilerini görebilirsiniz


Konular - melih demirtaş

Sayfa: [1] 2 3 ... 9
1
Forum / Sitemize yazı yazacak yazarlar aranıyor
« : 17 Mart 2019, 20:59:02 »
her konudan yazı yazabilecek kaliteli ve özgün yazı yazabilecek yazarlar aranıyor. üye olup bu konu altında belirterek yazı yazmaya başlayabilirsiniz. hem kendinizi geliştirebilir hem kendinizi ifade edebilirsiniz.  ;)

2
Forum / USB 4, 40 Gbps hız desteği ile geliyor
« : 09 Mart 2019, 19:59:00 »

USB 3.2’nin 20 gbps gibi oldukça çok yüksek hızlara sahip olacağını ve de bu desteğin 2019 yılında kullanıma sunulacağını  geçen hafta duyurulmuştu. Bugün ise yeni olan bir açıklamayla karşımıza çıkan Intel, Taipei’de düzenlemiş olduğu bir etkinlikte USB 3.2‘den 2 kat daha fazla hızlı olacak olan USB 4 ile ilgili detaylarını paylaştı. Intel tarafından paylaşılan bilgilere göre olan  USB 4, kullanıcılarına 40 Gbps hız sunacaktır. Tabii ki söz konusu olan 40 Gbps hızın Thunderbolt 3 ile birlikte 2015 yılından beri paylaşmıştır bunu da ekleyelim. Intel USB 4 ile birlikte üreticilere Thunderbolt 3 teknolojisini sunacaktır. Thunderbolt 3 ile benzer özelliklere sahip olacaktır USB 4, 100W güç aktarımı yapabilecek. Aynı anda iki adet 4K monitöre güç verecek olan USB 4 teknolojisi, tek bir 5K monitörü de tek başına çalıştırabilmektedir. USB 4 teknolojisinin bütün özelliklerini kullanabilmeniz için ise 40 Gbps destekleyen kablolara ihtiyacınız olduğunu da eklemeliyiz. USB 4’ün en çok son kullanıcıyı mutlu edeceğini de belirtmeliyiz. USB 4 teknolojisi sayesinde yakın gelecekte olan neredeyse bütün USB bağlantıları 40 Gbps desteğine sahip olacaklardır. Thunderbolt 3 40 Gbps hız desteği sunsa da üzgünüz ki pek fazla cihaz tarafından kullanılmıyordu. 463 cihaz tarafından kullanılıyor Paylaşılan bilgilere göre bugüne kadar olan sadece 463 cihaz Thunderbolt 3 teknolojisini kullanabilmiştir. Bu nedenle 40 Gbps desteği geniş kitlelere ulaşamadı. Son olarak da Thunderbolt 3’ün kullanımının sonlandırılmayacağını belirtmemiz gerekiyor. Intel’in açıklamalarına göre Thunderbolt 3 ve USB 4 standartları ayrı, ayrı kullanılmaya devam edeceklerdir.




3
Forum / İnsan ve hayat
« : 07 Mart 2019, 13:21:55 »


YaşAmak çok güzel bir şeydir fakat hayatta bazı zorluklalar vardır mesela hastalık, ve ölüm gibi
İnsanlar bu zorluklarla mücadele etmeli ve kendini güçlü hissetmeli birisi ile kavga ettiyseniz mutlaka o kişi ile anlaşma yolu giriniz yoksa olay daha da büyür çıkılmaz hale gelir. Birisine yardımda bulunun yaşlı ve çaresiz kişilere yardımda bulun küçük bir çocuğa onu sevindirecek hediye alabilirsiniz. Almasanız bile küçük bir tebessüm yeter.

Hayatın içinde bu bin bir zorluklar için yaşamanın zorluklarını en iyi ben bilirim askerken çok fazla spor yapardık ve bu çok zordu mesela ya da babamı ve ağabeyimi trafik kazasında kaybettiğim çok üzülmüştün. Bu bende çok kötü anılar bıraktı. Ve daha kötümser olabilir insan yada depresyona neden olabiliyor.  İnsan bu gibi zorluklar karşısında dimdik durabilmeli ve aşmalı. Bu gibi durumların içinde yapabileceğimiz çok dazla bir şey yok. Önemli olan bundan sonra hayatımızı daha iyi daha neşeli güzel yaşamaktan başka bir şey yapamayız.

İnsanlar ne kadar kötü olursa olsun onlara iyiyi doğruyu ve güzelliği anlatmalıyız anlamasalar bir gün mutlaka anlayacaklardır. Bu yaptığınız şey mutlaka geri dönecektir. Yaşam kötü olabilir ama insan demir gibidir yumruk vurunca hiç bir şey olmaz. Önemli olan karşısında dimdik durabilmemizdir.
Mutlaka çalışmalıyız iyi ve güzel hayat için paraya ihtiyacımız vardır insanlarda mutlaka para olmalı yoksa hayatımız yoksulluk içinde geçer. Para kazanmalıyız bir evimiz bir arabamız iyi bir işimiz olduğun yaşam daha eğlenceli olabilir. Çalışmak insanı zinde tutar kötülüklerden uzaklaştırır. Günümüzde çalışmak için okumak da şarttır okuyarak ve çok okuyarak yüksek makamlara gelebiliriz bunun tek şartı çok çalışmaktan geçiyor. Bir öğretmen yada doktor yada polis veya Komutan olabilmemiz için çalışmalıyız. İyi bir bilim adamı olmanın tek şartı çalışmaktır. Hayat kısa zaman çok çabuk geçiyor ne kadar zengin olursak olalım mutlaka öleceğiz bun için tanrıya dua etmeliyiz bu yaşamı ve verdikleri için tanrı insanları sesini duyar öbür dünyada bize yine bu hediyeleri yeniden verir.  Sonsuza kadar insan ölü kalmaz bu dünyayı ve evreni yaratan Allah öbür dünyayı yaratır iyi şeyler yaptığımız içinde bizi ödüllendirir. Onun için hayatta iyi doğruyu ve güzel olan her şeyi yapmalıyız.

   :)


4
Forum / Tanrı’nın Evi Beyindir.
« : 05 Mart 2019, 18:12:49 »



Tanrı kimdir? Nerededir? Ve Nasıl Var oldu? İnsanoğlu binlerce sene bu sorunun cevabını bulmak için bir çok yol denedi. Bu soruya kendi kafasında bulduğu ve bir süre sonra kendi kafasında oluşturduğu bazı kavramlara tapınmaya başladı. Arkeolojik kazıla da birçok inanış ve tanrı olduğu meydana çıkmıştır. Unutmayalım ki her inanışa göre kendi inancı yüzde yüz doğrudur.
İnsanlık şöyle etrafına baktı. İlk kendinden güçlü hayvanları gördü ve de onlara tanrı dedi. Sonra baktı ki, hayvanlarda ne kadar güçlü olursa olsunlar ya da farklı cins tarafından öldürülüyor ya da başka şekillerde tabiat gereği ölüyorlardı.
İnsan da bu defa şu şekilde düşündü; Beni yaratan ile bunları yaratan aynı şey değilse bile özellikle beni yaratan bu şekilde ölmemeli dedi. Bu defa toprağı görüyor ve diyor ki, bütün ölenler toprakta kalıyor ve de bize bütün yiyecekleri toprak sağlıyor o halde tanrı topraktır dedi. Bir süre sonra yanardağ patlamaları oluyor ve insanın düşüncesi değişiyordu.  Beni yaratan tanrı yanmamalı ama toprak benim tanrım olamaz. Toprağı lavlarla yakan yanardağa tapınmaya başlıyorlar. Kurbanlar ve adaklar adarcasına. Sonra bir yağmur başlıyor daha sonra fırtına. Yanardağlar ve volkanlar sönüyordu. İnsan fikrini tekrar değiştirmişti.
Yıldırımların gücüne hayretler içerisinde bakan insanoğlu kendi beyninde “bunu yapan bir tanrı olmalı” diye düşünüyordu. Ve adına ZEUS diyordu. Yıllarca birçok mitolojik hikâyede tanrılar insanüstü ve doğaüstü canlı olarak tanımlandı. Bütün bunlar insanoğlunun çevresindekileri kavrama, düşünme ve anlama amaçlı ürettiği tabulardır.
İlk insana bir mantık yürütüp Adem ve Havva’yı bulan insan. Yıllarca farklı farklı dinlerde farklı tanrılara inanmışlardır.
Yıllarca hızlı şekilde gelişen bilim bir çok tanrıya bilimsel açıklamalar getirerek bu tanrının tanrılık vasfını elinden almıştır. Tanrı var mıdır? Yoksa bütün bunlar teknolojinin yetersizliğinden ulaşamadığımız doğal olaylar mıdır? Bilemiyorum ama şu bir gerçektir ki. Tanrı eğer varsa, o tanrı insan beyninden başka hiçbir yerde bu kadar rahat yaşayamaz. Bu günlük yazımız bu kadar iyi günler


5
Forum / Hırs ve Kibir
« : 05 Mart 2019, 16:48:28 »



Hırs ve kibir bir çok kişinin farkında olmadan ya da farkında olduğu halde davranışlarına yansıtarak yanında gezdirdiği 2 amansız düşman gibidir. Psikolojik notlara baktığımızda daha çok eğitimsiz ve kültürü daha düşük toplumlarda parası ve de sahip olduğu maddi ve manevi olanaklarla kendi yaşamış olduğu toplum içerisinde sivrilen insanlarda (kişilerde) gözlemlenir. Peki, hırs ve de kibir neden biz insanlara (kişilere) düşmandır? Aslında bunun bir çok cevabı vardır ancak bu 2 düşman sadece bir insanlara değil çevremizdeki canlılara da (hayvan ve bitkiler)  zarar vermektedir. Mesela, bir kasap daha da fazla para kazanma hırsı ile daha fazla talep çekme doğrultusunda girdiği kampanyalar ile daha fazla hayvanın ölümüne yol açabilmektedir. Başka bir örnekle daha fazla para kazanmak için bir çiçekçi daha fazla bitkiyi öldürebiliyor. Bu gezegende yaşamamızın bazı kuralları olduğu açık ve net bir şekilde olarak ortadadır. Kendi yaşamsal faaliyetlerimiz ve bu yaşamsal faaliyetlerimizin standartların üzerine çıkarmaya çalıştığımız zaman biz insanlar ve doğada bulunan bütün canlılar için büyük tehlikeler taşımaktadırlar.
İnsanlar inanılmaz derecede hırslı olabiliyorken, öyle ki insan kendiside dâhil sayısızca canlının (hayvan ve bitkinin)  yaşam alanlarını daraltıp yaşamlarını sonlandırabiliyoruz. Peki, hırsı oluşturan en büyük etkenler nelerdir?
Değerli okurlarım hırsı oluşturan en büyük etken her zaman olduğu gibi insandaki “daha fazlasının olması” mantığı ve düşüncesidir. Bu düşüncenin ve bu mantığımızın önüne geçebiliyorsak işte o zaman gerçekten medeni ve uygar bir bir toplum olmuşuz demektir.
Kibir için öncelik ile şunu belirtmek isterim insandaki hırstan ve cehaletten beslenen ve sonuçları bazen ölüme kadar gidebilen davranış ve bir düşünce şeklidir. Kendini yaşadığı toplumdan üstün görmek ya da toplumdaki belirli kişilerden daha üst düzey de görme halidir. Kibir hırsla doğar ve cehalet ile yoluna devam eder.
Eğitim sisteminin neredeyse %55’ıini oluşturan aile faktörünün sağladığı eğitim üst seviyesi bir çok alanda toplumumuzda fiyaskoya dönüşmüştür. Kadınların hor görülmesi bunlardan yalnızca bir tanesidir olmaktadır. Aslında bebek doğumundan dokuz yaşına kadar aileden örnekler alarak kendisini besler, hırs ve kibir hatta cehalet bile bu yaşlarda başlamaktadır. Anne öğrenirse öğrendiğini çocuğuna öğretebilir. Bir toplumu bitirmenin en keskin yolu kadınların eğitim almalarının önüne geçmek. Şu anda ülkemizde bu plan ve de düşünce sistemi uygulanmaktadır. Ülkemiz de hızla cahil ve kibirli bireyler yetiştirilmektedir, çünkü kadınlarımız yıllarca “kız çocukları okutulmaz günahtır” gibi safsatalarla aldatılmıştır ve yobazlaştırılmıştır. Kadın kendisi cahil ne öğretsin çocuğuna, çocuğu cahil ne öğretsin evladına. Bu sistem bu şekilde sürdüğü sürece toplum ve insanlık hiçbir şekilde gelişmez.
Peki, toplumun ve insanların gelişmesi için ne yapmalıyız? Bunun iki büyük adımı var, ilk adım başınızdaki cahil siyasetçileri def edeceksiniz. Daha sonraki adım ise çocuklarınızı kız ya da erkek ayrımı gözetmeden bilim ve sanat yönlendireceksiniz. Karakterleri oturmamış ve her izlediği sinema ya da diziye göre karakteri şekil değiştiren insanlar, dünyanın en tehlikeli ve en kötü insanlarıdır. Bu tür bireyler ve insanlar kendilerinden önceki kuşak gibi cahil, kibirli ve hırslıdır, çünkü o tür insanlar sadece ailelerini taklit ederler.


6
Forum / Aşk Yakınlaşma İster
« : 05 Mart 2019, 15:59:40 »


Merhaba değerli okurlarımız, bu makalemizde sizlere aşkın kimyası ve de gereksinimlerinden anlatmak istiyoruz. Aslında aşkı özlerken o içimizde ki çağlayan duyguları, gördüğümüz renkleri daha da bir renkli oluşunu, çektiğimiz nefesimizin daha bir içimize sindiğini hissetmeyi özlemiyor muyuz?  Gerçekten de yaşamı hissettiğimiz için seviyoruz aslında aşkı, biraz da cesaret edip ona yaklaşamıyoruz. Yaşanması anları teğet geçerek uzaklaşıyor. Alıştığımız sıradanlıktan, kontrolü yitirmekten korkmaktayız belki de…
Tabii ki kaçmak için de binlerce neden sıralamak mümkündür. Fakat bazen de ne yapsak kaçamıyoruz. Peki, o kadar insanlar arasından neden o kişiye çekiliyoruz? İki kişi arasında gerçekleşen etkileşimin asıl kaynağı nedir? Bu çekim nasıl oluyor? Mevsimin ve de hava sıcaklığının etkisi ne oranda etkili? Neden o kişiye çekiliyoruz mıknatıs gibi? Aslında bunlar gibi bir çok soruyu da bu şekilde sıralayabiliriz.
Aslında sanırım bu konu tamamen evrensel yasalarla açıklanabilir. Fakat konuya mutlaka bilimsel bir açıklama getirmek gerekir ise, uzmanlar aşkın bir kimyası ve simyası olduğundan söz ediyor. Yani bildiğiniz fizik- kimya- biyoloji! 2 insan karşılaşıyor, bu 2 insanın vücut kimyasında bazı değişimler gerçekleşiyor ve de sonuçta 2 insan birbirine çekiliyor. Karşılaşılan an itibariyle karar aşaması 85 saniye ile 5 dakika içinde gerçekleşiyor!
Aşk…
Üstelik yapılan araştırmalar gösteriyor ki etkinin yüzde 49’i vücut dilinizle, yüzde 39’u sesinizin tonuyla ve sadece yüzde 8’zi onunla konuşurken seçtiğiniz kelimelerle ilgilidir!
Aşıkların zamanının yüzde 85 ı aşık oldukları kişiyi düşünmekle geçiriyor. O sırada vücutta müthiş bir kimyasal değişim yaşanıyor. Dopamin, noradrenalin ve phenylethylamin hormonlarının vücutta daha çok salgılanmasıyla el içleri ısınıyor ya da terliyor, tansiyon ve de nabız yükselmektedir. Aşık olanların iştahının kesilmesinin, uykusuzluk çekmesinin, hiper aktif olmasının, konsantrasyon problemi yaşamasının sorunlarının sebebi aslında vücudun ürettiği ekstra hormonlardır!
Ancak tüm bu olan etkenlerin dışında çok önemli olan bir konu daha var: Tıpkı parmak izi gibi sadece aşık olduğumuz kişiye ait o benzersiz kokudur! Bern Üniversitesi’nden Claus Wedekind tarafından yapılan araştırmaya göre kişi karşı cinste, sadece o kadına ya da erkeğe ait olan DNA kokusunu ayırt ediyor, duyuyor, etkileniyor ve tarifsiz bir çekim hissediyor. Yani aşk için ilk kıvılcım bu şekilde etkilemiş oluyor. Böylece etkileşim içindeki çift, daha farkına bile varmadan, kokuları birbirine karışarak dans etmeye başlıyor…
Tanrı’nın insanlara tanıdığı en büyük güçlerden birisi diyebiliriz. Çünkü insanı belli başlı konularda yaydan fırlamış ok gibi hedefe doğru ilerletiyor. Hedefine sabitlenen insanlar (kişiler) güçlü bireylerdir. Ancak şunu söylemem gerekiyor. Birinden hoşlanıyorsanız aşk size daha yakındır. Sert Sedef katmanlı kabuklarınız dan kurtulmanızı ve bir miktar kendinizi dinlemenizi öneririz. Çünkü yakınlaşmadan aşk olmadığı gibi, aşk olmadan da yakınlaşma pek mümkün gibi görünmüyor. Tolerans şarttır. Bu gün ki yazımız bu kadar iyi günler dilerim.


7
Forum / Amin (Amen) Nedir? Ne İçin Kullanırız?
« : 01 Mart 2019, 00:09:31 »





Müslümanlar, duasını tamamladıktan sonra söyler bu kelimeyi… “Amin” kelimesi ağzından çıkarken elleriyle tüm yüzünü kapatarak ve alından çeneye doğru bir sıvama hareketiyle tamamlar dini ritüelini.
Hıristiyanlarda ise parmak uçlarıyla hac işaretini yaparak dua ritüelini bitirerek “Amen” kelimesi ağzından dökülür.
Peki, ne demektir birbirine bu kadar çok benzeyen, ve anlam olarak da ayni olabileceğini düşünebileceğimiz bu dört harfli kelime?
 Acaba ettiğimiz duanın bittiğini bildirmemiz mi gerekmektedir Allaha? Sadece “bitti” dersek de olur mu?
Bu kelime bir nevi bilgisayar kodlarındaki “Giriş” komutu gibi midir? Ve ya yazılmış bir e-maili göndermeye yarayan “Gönder” düğmesi görevi mi görür? Söylenmediği takdirde dualarımız isleme sokulmayacak mıdır?
 “Bitti” veyahut “amin” demezsek Tanrı (Allah) acaba fark edemeyebilir mi dua etme işlemimizin sonlandığını?
Kuran’da da “amin” kelimesi geçer mi?
Eski Mısır Tanrısı Amon-Ra’nın bu işle bir ilgisi olabilir mi?
Sorularımızı daha da fazla uzatmadan biraz tarihe gidelim isterseniz…
M.O. 14. YY’da Mısır Tanrı Firavunlarından Amenofis (diğer adıyla Amenhotep IV) ve karisi Nefertiti, monoteizmi (tek tanrıcılık) benimser ve yeri ve göğü yaratan tek Tanrının Aton  olduğunu kabul eder. Kendi ismini de Akhenaton (Aton’un hizmetkârı) olarak değiştirir. Tarihteki ilk tek tanrı inancını icad etmesiyle bilinse de ölümünden sonra Amon rahipleri tarafından izleri büyük ölçüde silinir. Amon rahipleri bununla da kalmaz, Akhenaten’in oğlu Tutankhaten (Aten’in yasayan görüntüsü) ismini de Tutankhamun (Amun’un yasayan görüntüsü) olarak değiştirirler. Resimde Akhenaten, karisi Nefertiti ve oğlu Tutankhamun ile tek Tanrı Aton’a ibadet ederken görülürler.
Acaba Akhenaton’un izleri silinmeye çalışılmasa, şu anda okunan dua sonlarında Amin yerine Atin diyebilir miydik?
Ahkenaton’un ölümü ile Amon rahipleri tarafından en büyük Tanrı yeniden Amon olarak kabul edilir ve çok tanrılı dine dönüş yapılır. Amon’un diğer tanrılardan en büyük farkı yoktan var olmuş olması ve diğer tanrılar gibi anne babasının olmamasıdır. Amun, tanrıların kralı olarak kabul edilmiştir ve tek tanrılı dine biraz da olsa vurguda bulunmuştur. Osiris ile birlikte en çok kayda sahip olduğumuz Mısırlıların tanrısıdır.
Bölgeyi gezen Yunan tarihçileri, Amun’un kendi tanrıları Zeus’un karşılığı olduğuna karar verirdiler
Amun önem kazandıkça diğer bölgelerin Tanrılarıyla da özdeşleştirilecek ve de  nihayetinde Amun’un aslında Ra’yı da temsil ettiğine karar verilecek, adı da Amun-Ra olarak bilinmeye başlanacaktır. Ra, güneşin görünen yüzünü temsil ederken Amun ise Güneşin gizemli yüzünü temsil edecek anlamına gelmektedir.
Zamanla Isis ve Osiris önem kazandıkça Amun’un popülaritesi azalacak fakat nihayetinde onların oğulları olan Horus’la özdeşleştirilerek yeniden eski önemini korumayı başaracaktır.
Mısır dışındaki bölgelerde de Amun’a benzeyen isimlerle tapınılacak  Amen adı ise ‘Amane’, ‘Arkamane’, ‘Ammonia’, ‘Ammonite’ gibi olan formlar alacaktır. Libya’da ‘Amun’, Yunan’da ‘Ammon’ olarak tapılacak ve uğruna tapınaklar yapılmıştır. Romalılar antik Libya’daki Jupiter Amun tapınağından topladıkları ‘Amonyum Klorid’e Amun’un tuzu” diyeceklerdir. Beynimizdeki hippocampus (hafıza bölümüne) (long term memory) bölgesine sekil olarak koçboynuzunu andırdığı ve Amun tanrısının sembollerine benzediğinden “cornu ammonis” denilmiştir
Amen kelimesi İbranicede İngilizce çevirisiyle “So be it” yani  “öyle olsun” anlamında kullanılır. Tabii orijinalini yukarıda anlatıldığı üzere, Mısır’da bir zamanlar yasamış bir toplumun (Yahudiler), en büyük Tanrı kabul edilmiş olan Amen’e ibadet alışkanlıklarından kurtulamama olmaları oldukça nettir. Yahudiliğin etkileşimiyle  ve Mısır inançları senteziyle doğmuş bir din olan Hıristiyanlıkta da pek tabii “Amen” kelimesi atlanmamış, duaların sonunda ifade edilecek şekilde muhafaza edilmiştir. Hem eski Ahitte olan  (Tevratlar), hem de İncil’de ‘Amen’ sözcükleri defalarca kez kullanılmıştır. İncil’de İsa’ya karşılık gelecek şekilde “Amen” sözcükleri geçer.
Müslümanlar Namazlarının içinde defalarca kez “Amin” kelimesini kullanırlar. Dualarının ardında ve de  aralarında mutlaka “Amin” derler. Ama Müslümanların bilmediği bir noktaysa, “Amin” kelimesi Kuran’da bir kez olsun bile geçmez ve Hz. Peygamberin “Amin” kelimesini kullandığına dair hiçbir hadis rivayet edilmez. Bir sonraki namazınızı kılarken okuduğunuz Fatiha suresinin sonunda uzun uzun “Amin” çekerken eski Mısır Tanrısı olan  Amon-Ra’ya seslendiğinizi unutmayınız.


8
Forum / evren
« : 28 Şubat 2019, 13:49:30 »


Beyin mükemmel ötesi bir organdır düşünme, anlama, algılama, konuşma, duyma, tat alma, görme, hissetme, duyularını bu organda gerçekleştirir aslında duyu organlarımız elektrik sinyallerini beyne iletir burada yorumlanır. mesela görme duyumuzu ele alalım gözümüzde gördüğümüz bir resim gözden sinirler ile beynin küçük bölümüne iletilir burada küçücük yerde işlenerek karanlık yerde renkli pırıl pırıl dünyayı görürüz. aslında maddenin gerçek halini görmeyiz muhteşem bir şey evrimle açıklamak mümkün değil. bir tanrı yaratmışa benziyor evrim sadece teori . yani uzaylılar gelip de sizi biz yarattık dediğinde çökebilecek bir teori. Evren var olduysa öbür dünyada var olur bu evren tesadüf sonucu var olduğunu söyleyenlere o zaman öldükten sonraki dünyada tesadüfen var olur nasıl olur şöyle ki sonsuza yakın; süre geçtiğinde ikinci bir big bang ile oluşacak sonsuz ihtimaller doğrultusunda bizim kavramadığımız evren oluşur bu evrende benliklerimiz tesadüfen bu evrende bir bedene veya bir maddeye geçerek yeniden var olabiliriz. Bizim bu evrenimizde zaman var bir sayının bir trilyon tane sıfır olan sayısı kadar kadar yıl geçse bizim evremizdeki bir şey tetikleyebilir ve öbür dünya olabilir. ben buna sonsuza yakın sürede başka evreni veya öbür dünyayı yaratacak tesadüfler sonucunda diyorum . sadece ve zaman tesadüf gerekli öldükten sonra pat yeniden var oluşur ya peki bizim bu evrene ne olacak ya donacak genişlemeye devam edecek yada tekrar geriye doğru içine çökerek hiçliğe geri dönecek. evrenin patlaması da var evren genişleme sonucu yırtılabilir bu yüzden atomlar parçalanır evren yok olur. yüzyıllardır bir tanrı var mı yok mu tartışması var olup gelip gitti. eğer bir tanrı varsa bizi tekrar yaratabilir. eğer bir tanrı yoksa yine var olabiliriz bir tanrı olmadan var olabiliyorsak buda tesadüfle ile ise tekrar bu tesadüfle ölümden sonra tekrar var olabiliriz. bir tanrının var olması veya olmaması önemli değil yine ölünce yeniden var olacağıma yada olacağımıza inanıyorum belki simülasyon şeklinde var olacağız bilmiyorum ama kesinlik var olacağız. ateistler bilinç olmadan hiçbir şey olmadığını iddia ediyor peki evren nasıl olduğunu tam anlamıyla açıklamaları tatmin edici değil

9
Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), gelecek nesil uzay teleskobu James Webb'i 2020'de fırlatacak.

NASAnın gelecek nesil uzay teleskobu 2020de fırlatılacak
NASA'dan yapılan açıklamada, teleskopta tamamlanması gereken görevlerle ilgili yürütülen bağımsız araştırma sonucu, daha önce 2019 olarak belirlenen fırlatma tarihinin Mayıs 2020'ye ertelediği belirtildi.NASA araştırmacılarından Thomas Zurbuchen telekonferansla yaptığı açıklamada, NASA'nın işin boyutunu tam kestiremediğini, bu kadar kompleks bir makine için kestirme yollar olmayacağını vurguladı.Kapsamlı testlerin misyonun başarıya ulaşmasını sağlamak için tek yol olduğuna dikkat çeken Zurbuchen, James Webb Uzay Teleskobu'nun montajı ve testi için daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Teleskop hazırlanırken bazı yanlışlar yapıldığını, bunların işi daha da yavaşlattığını dile getiren Zurbuchen, "Kısacası, bunu uzaya gönderirken tek bir şansımız var, başarısızlık bir seçenek değil" dedi.

nasa1.png

 

m fırlatma tarihi belirlendiğinde NASA, teleskobun maliyeti için yeni bir tahmin yapacak. Projeye şu ana kadar 7,3 milyar dolar aktaran NASA, maliyetin ABD Kongresi'nin verdiği 8 milyar dolarlık ödeneği geçebileceğini belirtiyor.

 

 

Astronotların ziyaret ettiği Hubble Teleskobu'nun aksine, Dünya'dan 1,6 milyon kilometre uzakta, Güneş'in etrafındaki yörüngesinde dönecek James Webb Teleskobu ulaşılamaz bir bölgede olacak.


Hubble, 1990'da fırlatıldığında teleskoptaki aynalardan birinde çıkan sorun nedeniyle görüntüleri bulanık alıyordu. Astronotlar, Hubble'ı 1993'te tamir ederek bu sorunu gidermişti.

James Webb Teleskobu sahip olduğu teknolojiyle, evrenin yaklaşık 13,7 milyar yıl önce oluşumuna sebep olan "Big Bang"den (Büyük Patlama) 200 milyon yıl sonraki halini inceleyebilecek.

10
Forum / muhteşem müzik
« : 24 Şubat 2019, 19:11:19 »

11
Forum / POLYUSHKA POLYE
« : 24 Şubat 2019, 12:20:51 »

12
Forum / Leroy Holmes Romeo & Juliet
« : 21 Şubat 2019, 15:22:01 »

13
Forum / baba Kartal Film Müziği
« : 21 Şubat 2019, 14:24:27 »


14
Forum / Kitaro ~ Mirage
« : 21 Şubat 2019, 12:09:39 »

15
Forum / Kitaro - Silk Road (live)
« : 21 Şubat 2019, 12:07:41 »

Sayfa: [1] 2 3 ... 9